İletişim Hattı : 0216 520 5909

TBMM Grup Toplantısı

Images
TBMM Grup Toplantısı

TBMM Grup Toplantısı

Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, 5 Ağustos Çarşamba günü TBMM Grup Toplantımızda konuştu.

Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, terör örgütü elebaşı öcalan’ın kamuoyu ile paylaşılan metnine işaret ederek, “Burada tarif edilen ikinci cumhuriyettir. Bu yasayla kapısı aralanan ikinci cumhuriyettir. Bir de yasanın altına imza atarken gururla poz veriyorlar. Siz Lozan’a değil Sevr’e imza atıyorsunuz” dedi. İmza veren milletvekillerini yüklenen Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “Neyi imzaladığını bilmiyor, birisi istedi diye gözü kapalı imza atıyorsun. Bu nasıl bir teslimiyettir? Kuldan utanmadığınızı biliyorum ama Allah’tan korkmuyor musunuz?” diye sordu. “Hesap zamanı geldiğinde herkesin kulağında benim sesim çınlayacak” diyen Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “İhanetin zaman aşımı yoktur!” çıkışını hatırlattı. Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “Çerçeve yasa olarak adlandırılan ihanet belgesini asla kabul etmeyeceğiz. Çözüm oyunu diye sahnelenen tiyatronun piyonu asla olmayacağız. İmralı ve Saray’ın ve de Balgat’ın ortaklaşarak Meclis’e getirmeye çalıştığı yasanın hesabını Genel Kurul’da da meydanlarda da tek tek soracağız!” diye ekledi.

Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu’nun konuşmasının tamamı:

Sayın milletvekilleri,

Değerli dava arkadaşlarım,

Muhterem hanımefendiler, beyefendiler, sevgili gençler;

Konuştuklarımızda kendi kaygılarını ve özlemlerini bularak bizlere kulak veren,

Şerefli bir devletin, aziz bir vatanın

Onurlu fertleri olarak yaşamaktan başka bir derdi olmayan büyük Türk milletini

Aynı duygularla selamlıyorum.

Yaklaşık bir yıl dokuz aydır,

Bu menfur sürecin farklı safhalarını konuşuyoruz.

Söylenmeyeni söyledik, gizleneni gösterdik,

Milletimizden kaçırılan her adımı kayda geçirdik.

Biz bunu ilk günden,

Cumhuriyetimize yönelmiş bir kalkışma olarak tarif etmiştik.

Görüyoruz ki,

İçeriğiyle, usulüyle ve bundan sonrası için açtığı yolla

Tanımladığımız kalkışma süreci tam olarak karşımızdadır.

Bu, Cumhuriyeti 100 yıllık reklam arası görenlerle,

100 yıllık zulüm diye tarif edenlerin ortak metnidir.

Bu nasıl bir metindir, bu metnin arkasında kim vardır?

Bütün bu hazırlıklar kimin yol göstermesiyle gerçekleştirilmiştir?

Bunları zaten süreç başladığından bu yana konuşuyoruz.

Biz, Cumhuriyet’e karşı bir kalkışma diye konuya girdiğimizde,

Bizi paranoya ile itham edenler de vardı.

Şimdi size bir metin okuyacağım.

Bu metin bana ait cümlelerden oluşmuş bir metin değil.

Bu metin İmralı’daki canibaşının, ulakları marifetiyle kamuoyu ile paylaştığı metin.

Bu metinde deniyor ki;

(METİN)

Burada tarif edilen ikinci cumhuriyettir.

Bu yasayla kapısı aralanan ikinci cumhuriyettir.

Bir devletin sonunu getirip, yeni bir devletin kapısını aralayan

Bir bakış açısının sonucudur.

Bir de yasanın altına imza atarken gururla poz veriyorlar.

Siz Lozan’a değil Sevr’e imza atıyorsunuz.

Ve ne yaptığınızın farkında bile değilsiniz.

Biliyorum…

Bizi dinleyen pek çok vatandaşımızın içinden

“Yine söyledik, yine uyardık ama yine yapıyorlar” diye geçiyor.

Zaman zaman hissettiğiniz çaresizliği de,

Öfkenizi de görüyorum.

Bu duyguyu küçümsemiyorum.

Ancak siyaset, başkalarının yaptığı gibi,

Millete gerçekte olmayan bir kudret hikâyesi anlatmak değildir.

Siyaset, hakikati görmek ve ne kadar ağır olursa olsun

Tek başına da olsa,

O hakikat karşısında vazifeyi terk etmemektir.

Aziz milletim,

Bu hafta Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gündeminde

Birbirinden ayrıymış gibi görünen üç mesele bulunmaktadır.

Çocukların suça sürüklenmesine ilişkin bir düzenleme…

Günlerdir haklarını arayan gazilerimize ilişkin bir düzenleme…

Ve teröristler için hazırlanan adına “çerçeve yasa” denilen teklif…

Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu hafta üç teklifi görüşecek.

Hani diyorlar ya; suça sürüklenen çocuklar.

İşi o kadar masum hale getirdiler ki;

Utanmasalar suça sürüklenen teröristlere kanun teklifi hazırlayacaklar.

Bunlar birbirinden kopuk üç dosya değildir.

Aynı yönetim anlayışının üç ayrı sonucudur.

Biri, toplumun kendi evlatlarını yetiştirme ve koruma kapasitesinin çöküşüdür.

Diğeri, millet olma ahdinin ve devletin vefa borcunun çöküşüdür.

Sonuncusu ise Meclis egemenliğinin çöküşüdür.

Türkiye’de devlet,

Milletin ihtiyaç duyduğu yerlerden çekilmiş,

Sadece iktidarın ihtiyaç gördüğü yerlere yığılmıştır.

Yangında uçak,

Depremde çadır,

Salgında maske lazım olduğunda geç gelmesi

Ya da hiç gelmemesi bundandır.

Bu sebepledir ki 25 yaşını kutlayan iktidar,

Bunca yıldır

Evlatlarının asıl sorunlarına dönüp bakmamış,

Sokakları çetelere terk edebilmiş,

Gazisini dahi park köşelerinde eyleme mecbur bırakmıştır.

Asıl sorun, devletin önceliklerinin tersine çevrilmesidir.

Aksi olsaydı,

10 sene boyunca toplumu kutuplaştırıp terörize etmezlerdi.

25 sene boyunca adını bile anmadıkları Uğur Mumcu’yu,

17 yıllık Muhsin Yazıcıoğlu dosyasını şimdi hatırlamazlar,

Sinan Ateş cinayetini ise çoktan çözerlerdi.

Böyle daha yüzlerce olay göstermektedir ki,

Devletim diye ahkam kesen çoktur,

Ama devlet görevini sarayın tensibi dışında yerine getiren ise yoktur.

Değerli arkadaşlarım,

Sorunu tanımlayın diyoruz,

Geveliyorlar.

Süreç nedir diyoruz,

Terörsüz Türkiye nakaratı başlıyor.

Amaç nedir diyoruz,

“Sorun ve süreç artık hukuk zeminine taşınıyor” diyorlar.

Soruyorum,

Hukuk zeminine taşınan kimdir?

Terörist başı mı?

Kandil’in terör ağaları mı?

Yurtdışındaki narko-terör odakları mı?

Yoksa 8000 militan mı?

Peki hangi hukuk zeminine taşınacaktır bunlar?

Siyasi partilerin butlan davalarıyla terbiye edildiği;

Anayasa’nın da Anayasa Mahkemesinin de paspas edildiği zemine mi?

Milletin seçtiği belediye başkanlarının tutuklanıp cezaevlerine gönderildiği;

Muhaliflere ceza hukukunun, terör örgütüne ise imtiyaz hukukunun uygulandığı zemine mi?

Mahallerimizin çetelere,

Evlatlarımızın uyuşturucuya,

Esnafımızın haraç mafyalarına bırakıldığı zemine mi?

Suç işlemenin, temiz kalmaya tercih edilir hale geldiği,

Milletvekilinin görmediği metne imza attığı,

Milletin bilmediği yasanın siyasi muhatabının İmralı olduğu hukuk zeminine mi?

Sorarım,

Hangi hukuk zeminidir bu?

Hukuk, devletin kimi koruduğudur.

Kime hesap sorduğudur ve kimin iradesini esas aldığıdır.

Sonunda da kime hesap verdiğidir.

Asıl zemin budur.

Bugün tartıştığımız şey de bu sebeple bir kanun teklifi değildir.

Türkiye Cumhuriyeti’nde egemenlik yetkisinin kim tarafından ve kim adına kullanıldığını,

İktidarın devlet organlarını, kurumlarını, yasalarını, ayrıcalıklarını

Ne adına, nerede işlettiğidir.

Kıymetli milletvekilleri,

Geçen hafta bu kürsüden sorduk:

“Milletvekillerinin bilmediği bir metni, İmralı nasıl bilmektedir?”

Cevap veremediler.

Bu hafta daha vahim bir manzarayla karşı karşıyayız.

Önlerine bir kâğıt konuyor.

Neyin altına imza attıklarını bile bilmiyorlar.

Ama şu gün şu saate kadar gidip tıpış tıpış imzalıyorlar.

Sonra da kendilerine milletin vekili diyorlar.

Millet iradesini size emanet etti.

O emanet namustur.

Siz, nasıl olur da o kutlu emaneti gidip başkalarına kiraya verirsiniz?

Neyi imzaladığını bilmiyor, birisi istedi diye gözü kapalı imza atıyorsun.

Bu nasıl bir teslimiyettir?

Sizi nasıl rehin aldılar?

Akıl bunun neresinde, ahlak bunun neresinde, vicdan bunun neresindedir?

Kuldan utanmadığınızı biliyorum ama Allah’tan korkmuyor musunuz?

Bir milletvekilinin imzası, şahsi onayı değildir.

Oy istediği, vaatler, sözler verdiği oyların tecellisidir.

Siz, milletin size emanet ettiği iradeyi de başkasına teslim ediyorsunuz.

Peki kime ediyorsunuz? Erdoğan’a mı?

Hayır, ona bile değil!

İmralı’ya teslim ediyorsunuz, İmralı’ya!

Dahası da var.

İktidarın,

Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki milletvekillerine

Görmedikleri bir yasayı imzalatmalarının,

Neye mal olduğunuzun farkında mısınız?

Millet iradesinin tecelligahının hükümsüzlüğü üzerinde tepiniyorlar.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, siyasetsizleştirmeye çalışıyorlar.

Milletvekili görmediği belgeye imza atarsa; bu millet, meclisine nasıl güvensin diye,

Görmek istedikleri rejimi kökleştirmeye çalışıyorlar.

Bunun hesabını sormak, boynumuzun borcudur.

Burada bile, Meclisin ruhuyla, cismiyle, düsturuyla kavga veriyorlar.

Bu kutlu çatı, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait oluşunun mührüdür.

Bu tezgahınızla, Anayasa’da yer bulan büyük bir toplumsal sözleşmeyi,

Aynı zamanda da milletin egemenliğini ayaklar altına alıyorsunuz.

Burası Türk milletinin meclisidir.

Siz de onların vekilisiniz.

İnsanlık tarihinde, kurtuluş savaşı vermiş tek meclisi,

Devlet kurmuş tek meclisi, bir cani istiyor diye çiğnetmeyeceğiz.

Milletimizin iradesini son ana kadar size hatırlatacak,

Kirli işbirliklerin karşısında duracağız.

O vekillere tekrar soruyorum:

Siz neye hizmet ediyorsunuz?

Neyin vebalini alıyorsunuz?

Bu konuda da mı hınk deyicilik yapacaksınız?

Hiç birinizin bir şüphesi, bir itirazı yok mudur?

Bundan sonra olabileceklere dair bir endişeniz yok mudur?

Görmüyor musunuz?

Bugün Apoculuk, iktidarınızın makbul siyaset demetine eklenmektedir.

Dün suç saydıklarınız,

Bugün iktidarınızı koruyacak siyasi koalisyonun bir parçasına dönüşmektedir.

Biz bunları söylerken,

Muhatabımız

Ne müebbetlik terör hükümlüsü,

Ne de onun ulaklarıdır.

Ben,

İktidar ve ortağı partilerin vekillerine sesleniyorum!

Tüm tarihi ve yasal sorumluluk sizindir.

Ailenize evlatlarına bırakmak istediğiniz miras bu mudur?

Onların yüzüne nasıl bakacaksınız,

Onlardan da mı utanmayacaksınız?

Bu mudur sizin davanız?

Öcalan’a ulaklık yapmak,

Öcalan’a destekçilik yapmak,

Öcalan denen caninin yol haritasıyla devlete güzergâh tayin etmek midir?

Aziz milletim,

Bize bu sürecin,

Silahların bırakılmasıyla ilgili olduğunu anlatıyorlar.

Bize, filin hortumunu tarif edip duruyorlar.

Biz ise kendilerine;

“Ortada bir fil var” diyoruz.

PKK yalnızca Türkiye sınırları içindeki silahlı unsurlardan ibaret değildir.

Suriye’de, Irak’ta ve İran’da farklı isimlerle örgütlenmiş bölgesel bir tehdittir.

İran kolu PJAK’ın silahlandığına,

PKK mensuplarının,

Süleymaniye üzerinden İran sahasına kaydırıldığına dair ciddi bilgiler geliyor.

Bölgedeki örgütsel kapasite hareket hâlindeyken,

Yalnızca Türkiye’deki bir görüntüye bakarak,

Örgütün tasfiye edildiğini nasıl söyleyebilirsiniz?

Türk devleti, bir örgütün bugün verdiği söze göre değil,

Yarın sahip olabileceği kapasiteye göre hareket eder.

Devlet aklı, iktidarın seçim kazanmak için çalıştırdığı reklam ajansı değildir.

Devlet,

Bizden önce yaşayanları,

Bugün yaşayanları

Ve bizden sonra yaşayacakları birlikte düşünmek zorundadır.

Geçmişte kurulan, şeffaflıktan uzak, kurumsuz ve hesapsız süreçlerin bedelini

Önce güvenlik güçlerimiz ve sonra bütün milletimiz ödemiştir.

Yine aynı süreci bütün dertlerimizin devası gibi pazarlıyorlar.

Sanki Öcalan’la görüşülünce ekonomi düzelecek.

Sanki İmralı memnun edilince sokaklar güvenli olacak.

Sanki terör örgütüne mahsus bir hukuk hazırlanınca

İşsizlik, yoksulluk ve adaletsizlik sona erecek.

Bir de “Terörün 50 yıllık maliyetinden” söz ediyorlar.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti ne yapacaktı?

Silah sıkanın şantajıyla masaya oturup,

Maliyet hesabı mı yapacaktı?

Teröristin isteklerini karşılayıp,

Sizin yaptığınızı mı yapacaktı?

Terörün maliyeti diyorsunuz ya,

Biz ona Türk milletinin fertleri olarak, bedel ve sorumluluk diyoruz.

Ekonomiyi yıkan,

Adalete güveni sarsan,

Devletin kurumlarını tarumar eden,

Toplumsal huzuru aşındıran yönetim anlayışınızın maliyeti yanında,

Sizin o “maliyet” dediğiniz 50 yıllık sayılar bile devede kulak kalır.

Size göre değil ama söyleyeyim:

Hiçbir maddi hesap ve maliyet,

Milli bir namusun ölçüsü olamaz, ikamesi olamaz!

Değerli arkadaşlarım,

Bu hafta Meclise,

Çocukların suça sürüklenmesine ilişkin bir düzenleme de getirilmektedir.

Elbette suçun cezası olacaktır.

Failin çocuk olması, mağdurun acısını azaltmaz.

Fakat meseleyi yalnızca ceza miktarlarını artırarak çözeceğini zannedenler,

Sonucu konuşup, sebebi yine gizlemektedir.

Bir çocuk suç işlediğinde onun eyleminin korkunçluğunu konuşuruz.

Fakat binlerce çocuk aynı anda

Çetelere, uyuşturucuya, silaha ve suç ekonomisine sürükleniyorsa,

Artık yalnızca çocukların suçunu değil,

“Bu eğri düzenin, çocuklara karşı işlediği suçu da konuşmak zorundayız.”

O devlet,

Aileler yoksulluk altında ezilirken,

O çocuk okuldan koptuğunda neredeydi?

O devlet,

Uyuşturucu satıcısı okul kapılarına kamp kurduğunda,

Çeteler, çocuklara silah, para ve sahte itibar vaat ederken neredeydi?

Kısaca, 25 yıldır devleti yönetenler, size soruyorum:

Şehirleşmeyi, gençlik ve istihdam ve en önemlisi eğitim politikalarını yaparken

Aklınız neredeydi?

Sizin iktidarınızda doğup, sizin iktidarınızda büyüdüler.

Bu nesil,